Adbusters

İşgal Hareketi Ne Yapmalı?

İspanyol öfkelilerinden bir bakış

Wall Street işgal alanında yaptığı meşhur konuşmasında, Slavoj Žižek işgale katılan insanlara (ve dünyanın dört bir yanındaki meraklı internet kullanıcılarına) dostça bir tavsiyede bulunarak önemli bir uyarı yapmıştı. " Birbirinize aşık olmayın. Burada çok güzel vakit geçiriyoruz ancak unutmayın ki karnavallar ucuzdur, önemli olan ertesi gün, normal yaşamımıza geri dönmek zorunda kalacağımız zamandır. Herhangi bir değişiklik olacak mı? " İspanya'daki öfkelilerin 15-M hareketi için, genel seçimlerin sonuçlandığı 20 kasım Žižek'in konuşmasındaki meteforik ertesi günün başlangıcını işaret ediyor.

This article is available in:

Hiç kimseye, bilhassa öfkelilere süpriz olmayan şekilde Sosyalist Parti'nin populer desteğinin azalması nedeniyle sağ kanat Halk Partisi ufak bir oy artışıyla hükümetteki mutlak çoğunluğu ele geçirdi. Ancak biraz süpriz olansa, görevi devralmalarıyla birlikte sağcıların yavaş yavaş ama ısrarlı şekilde Yunanistan ve İtalya'daki teknokrat hükümetler tarafından dayatılan neoliberal politikaların ve tasarruf tedbirlerinin benzerini uygulayacaklarını açıklamalarına rağmen nispeten düşük yoğunlukta kalan mobilizasyondu. Geçenlerde Amador Fernández-Savater'in söylediği gibi, birçok insanın kafasındaki soru "Baharda plazaları ve mahalle meclislerini işgal eden insanlar nerede? Kalıcı uzlaşmalar yapmaktan acizler mi? Kaderlerini oluruna mı bıraktılar?"

Fernández-Savater öyle düşünmüyor. " Elimde herhangi bir çalışma olmadan sadece kişisel olarak tanıdığım insanların düşündüklerinin ve kendi gözlemlerimin basit bir genellemesini yapacak olursak, bence insanlar hayatlarına devam etmekteler... Ancak insanlar hayatlarına devam etmekteler demek kötü bir ifade... Bir kere plazaları işgal ettikten sonra, aynı kalamazsın ve eski hayatına geri dönemezsin. Paradoksal bir şekilde, döndüğün yeni bir hayat olur; 15-M tarafından dokunulmuş, işaretlenmiş, etkilenmiş bir hayat." Ve onun çok güzel ifade ettiği gibi, 15-M sırf sosyal organizasyon değil ayrıca "yeni bir sosyal iklim". Fakat bir sosyal iklim kendini nasıl organize eder? Aylarca süren özyönetimin, işbirliği içinde sivil itaatsizliğin ve kitlesel mobilizasyonun ardından hangi yeni olanaklar ortaya çıktı, hangisi hala uygulanabilir?

Zamanla, ilk olarak Akdeniz kıyılarına vuran ve 2011 boyunca dışarıya doğru genişleyen mobilizasyon dalgası etkileyici ilk aşamasının üstesinden geldi. Bu aşama bizimle ilgili baskın anlatıyı değiştirmeyi başardı. Şimdi hepimiz biliyoruz ki problem kriz adını verdiğimiz birtakım esrarengiz teknik arızalar değil tersine kleptokrasinin uluslararası suçlarıdır. Bu ayrım önemli: ilki krizle ilgili sağ ve sol kanat yaklaşımlardan farklı olarak bir yönetim açmazını ifade ederken ikincisi insanlardan çalmak için iktidarı kötüye kullanan 1% ile rıza göstermeyi reddedenler ve diğer 99% adına direnmeyi seçenler arasında bir çizgi çeker.

Bu noktaya ulaştıktan sonra, soru açıkça "Ya şimdi?" olur. Elbette birlikte protesto etmeye devam etmeliyiz, özellikle eğer bunu aralıklı ve kitlesel olarak, belirli temalar üzerinden sistemin genel eleştirisini öne çıkararak yapmayı tercih ediyorsak. Ve daha küçük ölçekte, spesifik mücadelelerin sokaklarda olmaya devam etmesi de iyidir. Ancak bu mücadelelerin birbirinden ve genel hareketten fazla kopuk olmaması çok önemlidir; böylece kendi alanlarının (hastaneler, okullar, fabrikalar, ofisler v.s) ötesinde ve kleptokratik hakimiyetin olduğu daha geniş kentli mekanlarda görünür olabilirler. Bu süreçler harekete kılavuzluk eden soruların canlı kalmasını, ve dolayısıyla içinde bulundukları sürekli değişen durumlara adapte olmalarını sağlayacaktır. Artık geriye bizim hangi alternatifleri sağlayabileceğimiz sorusu kalıyor.

Politik iktidarın fethedilmesi, özellikle liberal demokrasilerde, sosyal değişimin en önemli unsuru değildir. Politik değişim, sosyal değişim başladıktan sonra gerçekleşme eğilimindedir. Yani, eğer arzumuz varolan sosyal ilişkileri ve eşitsizlikleri değiştirmekse sosyal değişimin yukardan inşa edilmesi umuduyla politik iktidarın ele geçirilmesine öncelik vermek pek anlamlı değildir. Tersine ilk meselemiz, John Holloway'in bir defasında söylediği gibi, "iktidar olmadan dünyayı değiştirmek", ortaklığın alternatif kurumlarını inşa etmek ve güçlendirmektir.

Kurumlar derken, tabiki, parlamento, yönetim kurulları vs gibi bir politik rejimin kurumlarını kastetmiyoruz. Ne de rejim ile hareketin arasında yeralan politik partiler, sendikalar veya diğer organizasyonları kastediyoruz. Hareket için bir temel sağlayan ve kendi otonomileri üzerinden tanımlanan kurumlardan bahsediyoruz: sosyal merkezler, aktivist kollektifleri, alternatif medya, kredi birlikleri ve kooperatifler. Bunun gibi kurumlar dünyanın dört bir yanında gerçekleşen sosyal iklim değişikliğinin altında yatan değerleri, sosyal pratikleri, yaşam tarzlarını biraraya getirebileceğimiz tam kararında maddi mekanlar oluştururlar.

Birçok yerde, alternatif kurumlar çoktan inşa edilmeye başlandı. Katalonya'da, Cooperativa Integral Catalana, paylaşılan mekanlarla, eğitimle, erzakla, adli destekle, toplantılarla, şimdiden 850 üyesi ve binlerce kullanıcısı ile bölgedeki çeşitli çalışma ve tüketim kooperatiflerini biraraya getirmekte ve İspanya'da daha fazla sayıda "birleşik kooperatif" için ilham vermekte. Bu arada, Birleşik Devletler'de, 130 milyon Amerikalı kooperatif ve kredi birliklerinde pay sahibi oldu ve 13 milyon Amerikalı 11,000'den fazla şirketin çalışan-sahibi, özel sektördeki sendikalı sayısından 6 milyon fazla. Önümüzdeki haftalar ve aylarda, bu alternatif kurumlardan bazılarını incelemeyi ve 99% için sağlayabilecekleri olanakları keşfetmeyi umuyoruz.

Politik teorisyenler Michael Hardt ve Antonio Negri, ufuk açan çalışmaları İmparatorluk'ta bir kleptokratik imparatorluğun insanları Michael Foucoult'nun adlandırmış olduğu bioiktidar yoluyla kontrol etme biçimlerini incelerler: " İktidarda doğrudan sözkonusu olan durum yaşamın kendisinin üretimi ve yeniden üretimidir." Birçok açıdan, sokaklarda, plazalarda ve meclislerde birlikte yaşadığımız deneyimlerimiz günlük yaşamımızı ve kararlarımızı nihayetinde şekillendirdiği zaman mağlup edeceğimiz güç işte budur. Birlikte paylaştığımız olağanüstü anlar bütün dünyadaki hareket için canlandırıcı, esas enerji kaynağıdır. Onlar aynı zamanda olayları yiyip bitiren ve bizi yüzeysel haber başlıkları, alıntı kırıntıları ve isyan pornosu ile başbaşa bırakan sansasyon peşindeki anaakım medya için de ilgi çekicidir. Ancak devrim televizyondan yayınlanmayacak çünkü tam da içimizde ve aramızda gerçekleşiyor. Onların alıntı yapamayacakları kadar yavaş hareket ediyoruz çünkü uzağa, alabildiğine ve derinden gidiyoruz. Ve eğer kartları doğru oynarsak, onlar farkına varmadan zamanımızın, emeğimizin ve hayatımızın kontrolünü  kendi ellerimize alabiliriz.

Translated by the Translator Brigades[email protected]

Adbusters 111 Cover

On Newsstands December 3

At last we’re in Winter. It’s the year 2047. A worn scrapbook from the future arrives in your lap. It offers a stunning global vision, a warning to the next generations, a repository of practical wisdom, and an invaluable roadmap which you need to navigate the dark times, and the opportunities, which lie ahead.

Subscribe to Adbusters Magazine